Her 16 Mart'ta

Rachel Corrie. Eğer özgeciliğin tarihi yazılacaksa adını en başa yazdıracak, genç yaşında Filistin'de İsrail buldozerinin altında yaşamını yitiren vicdan aynı zamanda. Vicdanı arasıra sönüp sonra tekrar yanan bir ölümsüz öz olarak gören Kafka gibiyim. Vicdan hepimizin içinde aslında. Ve kötülükten daha güçlü, tıpkı Allah'ın affının cezasından büyük olması gibi.

Rachel Corrie'yi düşünürken nedense aklıma hep, kızını okula gönderirken, aman kızım sakın protestolara katılma, oğlu bir iş sahibi olduktan sonra aman oğlum seni ilgilendirmez, işin yanar sen işine bak diyen anne-babalar geliyor aklıma. Aslında sadece anne-babalar değil. Çok ufak bir meselede bir fikir söylerken bile, dehşetle bakan gözler, sarsılmış insanlar görüyorum ve hepsi de bize koro halinde aynı şeyi söylüyor. 'Ne işiniz var eylemde, siz mi kurtaracaksınız dünyayı.'
Evet biz kurtarmayacaz dünyayı,ama en azından o sönüp sönüp yanacak gibi olan sonra tekrar sönen unfacık olan vicdanı temsil edeceğiz, hepsi bu.

Rachel Corrie Amerika'dan zengin muhitini bırakarak geldi, evi yıkılan mazlum Filistinli'ye siper oldu. Yaşamını yitirdi. Anne babası üzüntülerini içlerine akıtsalarda, kızlarının yaptığından her zaman gurur duydular.

Rahmet olsun Rachel Corrie'ye.

Hiç yorum yok: