Taş gibi bükülmez; bir yaşlanmanın filmi

Filmi dün gece izledim FOX'ta, bir insanın yokoluşu böyle anlatılır dedim, yaşlanma öyküsü birazda, geçmişini arayan, babasından kendisine kalamayan mirasın getirebilecği zenginliğe bi türlü ulaşamayan tam bir sefaletin anlatımı, başımıza gelebileceklerden biri.
Baş rol oyuncusu yine sevdiğim bir film olan Bir Rüya İçin Ağıt adlı filmde oynayan yaşlı teyze. Orada da benzer bir tipoloji çiziliyor. Zayıflamaya çalışan, bunun için acayip ilaçlar alan ve böylece buzdolobının yürüdüğünü görecek kadar vahim bir kadının hikayesi. Orada da anlatılan modern zamanların bir yokoluş hikayesiydi. Ama bu filmde tek bir karakter üzerinden anlatılıyor. Sanki ailenin başına bu kadın yapıyor her şeyi. Aslında öyle. Ev onun elinde. Her şeyi kendisi yönetiyor. Kararları alan o. Kocası rahat biri. Bi aşkla evlendiler işte. Sonrası ise cicim ayların bitişi ve hayatın gerçek taş yüzü. Hiçbir şey sandığımız gibi yürümez.
Okuldan dönüşüyle başlıyor her şey. Öğretmen olmak istiyor ancak babası dükkanında yine istemediği bir işi düşünmektedir ona. Dükkanda bile istemediği bir iş. Bir balo sırasında evleneceği erkeği görüp hemen aşık oluyor. Bir ara dükkanda aşığının ona evlenme teklifi ettiğini söyler, babası bu yerlerde ailesinin rızası olmadan genç kızların evlenemeyeceğinden bahseder. Kız: 'ben yaparsam olacak der' ve babasının onu gözden çıkardığı andır bu an.
Evlenmişlerdir. Kendisi okumuştur, modern hayata vakıftır. Köy hayatı başlarda düşündüğü gibiysede zamanla çekilmez gelir. Bir yanda çocuklar olmakta, bir yanda çalışmak gerekmekte. Çocuklar büyürken de okulları düşünülmekte. Babasının mirasının kendisine kalacağından kesinkes emindir. Yani babasının kendisini affettiğinden. Ama babası ölünce paraları tüm kasabaya bırakmıştır. Kanunen yapacak bir şey yoktur, eski yaşama devam. Çocukları okutacak finansman ölmüştür tek kuruş kalmamıştır kendisine. Bu birazda pişmanlığın beklentisi. Pişmandır kararlarından, yaptıklarından. Hayat ise kararlarla yürüyordur ve zaman geçmekte. Hızlı anlatayim biraz: Kadın evini terk ederek bir eve hizmetçi olarak kabul edilir. Küçük oğlunu alarak kocasını bi başına kor.
Uzun yıllar daha geçer. Büyük oğlu askeri akademye gitmiştir. Kendisini tek kurtaran o gibi görünür. Küçük oğlu okulu bırakıp, babasının yanına döneceğini söyler. Öyle yapar. Annesi sorduğunda 'belki iyi geçiniriz beraber' der. Oğlu döner. Kendisi ise kocasının hastalandığını duyunca dönemeye karar verir. Yine beraberlerdir. Kocası bir süre sonra ölür. Oğlu ise bir kıza aşık olur. O kız kadının aynı profili. Kendisi gibi yanlış şeyler yapmaması için kızı ikna etmeye çalışır, ama hayat herkes için yaşanılmamıştır. Kız daha her şeyin başlangıcında. Kadın kıza her şeyin iyi olacağını düşünüyorsun ama yanılıyorsun, erkeğini düzeltebileceğini düşünüyorsun ama öyle olmaz demeye getiriyor, oğlunu kötülüyor, ama yine vazgeçmez genç kız. Aynı hayatın başlangıcı yani. Kadın bunu görüyor ama yapacak bir şey yoktur. Sonunda kaza oluyor, oğlu ölüyor. Büyük oğlu ise küçük kardeşine gösterilen ilginin mazlumiyetini taşımakta.
Filmin başı büyük oğlunun evinde kadının çekilmez halleriyle başlıyor. Ettiği sözler, tanrıya inancını yitirdiğinin ilamı. Çağrılan rahibe karşı saygısızdır. Örneğin: 'bir tür sigorta poliçesi olsun diye tanrının elini tutmam gerektiğini mi düşünüyorsun?, dua benim için vakit kaybı olmuştur by..' gibi cümleler sarfediyor. Herkese saygısızdır. Oğlu ise, oda kendi ürünü zati. Annesine sürekli lanet yağdırıyor. Evi kendi üzerlerine devrettiyorlar. Bir doktorun kadının huzurevinde daha rahat olabileceğini söylediğini söylüyorlar. Kendisi ise rahatsızlık vermeyeceğini, evimden neden gidim gibi şeyler söylüyor. Oğlu ise bu ev benim diyor. Sonra sonra kadın hatırlıyor devrettiğini. Evi terkeder ve geçmişe yukarda anlattığım bir yolculuk başlar. Sonraki anlatılanlar yukarıda geçenler.

Hiç yorum yok: