Göz varlığın evi midir?

bu kızı, balıklar nasıl su içer'i gösteriyor
Söğüt Ağacı'nı nadiren denk geldiğim trt'nin gece yarısı sinema saatinde izledim. Hemen yan tarafada koydum. Bir süredir sol tarafa liseden beri izlediğim, aklıma gelen filmlerin afişlerini koyuyorum. Bunları öneri diye anlamakta mümkün. Üniversitede arkadaşlara çok önerirdim, mesela Yumurta filminde sonra acayip küfür yemişimdir. Bir arakadaş fazla küfür yemem için herkese tavsiye edeceğini filan söylemişti. Neyse ki İskenderun'da böyle filmleri beraber izleyeceğim kişiler var.
Mecid Mecidi filmiyle karşı karşıyayız. İran sineması olduğunu anlamıştım. İran şiirle fazlasıyla yoğrulmuş bir medeniyetin köklerini taşır. Onlarda harf inkılabı gibi şaçma şeyler olmadığından mesela yedi yüz yıl öncesinin şiirini edebi bir metnini rahat olmasada anlıyorlar. Bizler ise seksen yıl öncesinin kelimelerini dahi anlamıyoruz. Neyse, geç.
Gece yarısı film şöleni yaşadım resmen. Bu filmide yine görmek-görmemek üzerine kurulmuş. Tıpkı Cennetin Rengi gibi. Körlük, içinde acayip metaforlar barındıran anlamlara sahip. 'Körler en iyi karanlıkta görür' derdi bir şiirinde bir arkadaş. Yusuf'un durumu da aynen bu. Kırk yıla yakın bir süre çocukluğundan beri bir kazayla kör kalan Yusuf, Paris'te gözünün küçük bir ihtimallede olsa açılabileceğini öğrenir. (Not: Cemil Meriç'te aynı kliniğe gitmiş.) Gözünün açılacağı günün gece yarısı bunu beklemeden kendisi açar. Yaşadığı tam bir mucize. Dualarına cevap vermiştir Allah.(burada bir şey bekledim, korktum açıkçası, çünkü Yeşilçam filmlerinde kişinin gözü açılır, hiçbir şey yokmuş gibi eski hayatına devam eder. Yok öyle değil. Göz adlı bir filmde-tesadüf mü denir sonraki gün fox'ta bu filmi gördüm- gözleri açılan kadın, psikolojik bir uyum programına alınır. Çünkü ses ve görüntü aynı anda hücum ediyor. Kadın kulaklarının duyarlılığını hala taşırken görüntüyle arasındaki senkronizasyon sıfırdır. Kadın tam bir travma yaşar. Gözün açılması kolay değil, İran sinemasından bunu beklediğim için utanıyorum. Adamlar şiir gibi ailecek sinema yapıyorlar, neyse geç.)
gözleri açıldı, film boyunca böyle yürüyor, doğru.
Yusuf'un gözleri açılmıştır. Ancak yeni bir hayat başlıyordur. Sıfırdan gibi bir şey. Çocuğunun ona renkleri öğretirken görmek güzeldir. Karısını garipsemesi, karanlıktayken kurmuş olduğu hayatı görmesi ve bunun aslında çok küçük bir yaşam olduğunu düşünmesi, sonraki olayların tetikleyicisi. Artık görüyordur ve yardıma bakıma şefkate kimsenin ona acımasına muhtaç değildir. Karısına ben senin çocuğun değilim demesi başlayacak trajedinin habercisidir. Karısınıda sevmiyordur zaten. Açık gözlerinin ona vereceği hayat eskisi gibi değildir. Artık dengeler değişmiştir. Yusuf daha fazlasını ister. Kaybettiği geçmişini, karanlıkta yaşadığı en güzel yıllarını ister. Göremediği şeylerin peşine düşmek, arzu duyduğu gerçek yaşamı, sevdiği kadını filan. Ancak bunlar o kadar kolay değil. Geçmişi bir çırpıda atamayacağını anlaması için yeniden kör olması gerekti.(filmi izlerken ve ailesine açtığı belaları görürken körken daha mutluydun dedim, haksızlık mı bu bilmiyorum)
Söğüt ağacı ona uğur getirdiğine inandığı altında dua ettiği bir sığınak gibidir. Gözlerini açmasını ister Allah'tan. O zaman daha iyi bir kul olacaktır. Gözleri açılınca gerçekte yakın durduğu hakikati teper. Körken gördüğü şeyleri gözleri açıkken göremez olur. Görür olduktan sonra geçmişini kötüler, küçümser, ben bunlarla mı mutlu oluyordum diye düşünür. Bir ara metroda hırsızlık yapan bi yankesiciye ses çıkarmaz olur. Evdeki braille harfleriyle yazılmış kitaplarını yakar. Bahçesindeki küçük havuzda yanmaktan kurtulan mesnevi kalır. Onu batarken izler. Daha iyi bir yaşam kurmaz, her şey berbat olmuştur. Paristeyken kendisi gibi kör olan arkadaşından bir mektup alır. Söğüt ağacının ona uğur getirip getirmediğini sorar. Tam o anda yeniden karanlığa gömülür. Çıldıracak gibi olur. Kendini yollara atar. Yağmurlar altında bir oraya bir buraya yürür evine doğru yol alır. Evinin bahçesindeki küçük havuza batan mesneviyi çıkarır ve aynı duayı okumaya başlar yeniden. Gözleri yeniden açılır ama bu sefer hakikati görmüştür. Gören gözlerine hazırdır. Film görsel açıdan da büyüleyici. İran sineması karakteri işte, bu filmi izleyin derim ben. Yazıda düzensiz oldu ama.

New York'ta Beş Minare saçmalığından sonra filmlerde hata arar oldum. Bu iğreç bir şey. Bal'da da gördüm bir iki tane, yazamadım, film güsel çünkü, yapan insan işte. Mahsun ne yaptın lan, bakış açımızı bozdun, pislik herif.

8 yorum:

gasilhane dedi ki...

Şu filmi izlerken uyuyakalcak çapsızlıkta biriyim ama pişman değilim. Yazıyı anca okudum:) Nasıl izleniyo bilmiyorum. Tabii ki küfür yanlış:)

auras dedi ki...

bir keresinde ben bi filmde uyudum, filmi ben seçmiştim birde, abovv, uyumaz olaydım, hafiften birde horlayınca, o gün bugündür ismim 'uçarı güle' çıkmıştır.filmin ismi bu. sen kitaplarda yaşıyon sanımca. onları nasıl okuyon uyumadan, bende kitap okuyunca nedense uykum gelir..

sacide dedi ki...

ahmet hakan da bu aralar filmlere takmış durumda.:)
bütün filmi anlatmışsın auras. izlemenin bir anlamı kalmadı desem.:)))

taen dedi ki...

karanlıkta dans filmi var bi de körlük temalı..
izlemedim yalnız; tavsiye ediyomuş gibi olmasın:P

auras dedi ki...

yok yok et, güsel olur, bende ediyorum, yan tarafı doldumda, nereye kadar diyorum..

gasilhane dedi ki...

Evet, kitaplar iyi ve gerçek. Daha doğrusu kafayı açanlar. Çünkü hikaye dinlemeyi sevmiyorum. Roman da film de aynı benim için, filmse kapat romansa alma. Çapsızım dediğim için baştan bu kadar rahatım:)

taen dedi ki...

'black' filmi vardı aklıma geldi. etkilenmiştim. bunu tavsiye edebilirim:) izlersen yorumunu yaz buraya olur mu

auras dedi ki...

o filmide izledim, aklıma getirmeya çalışıyorum, iyi oldu söylediğin, yana ekliyim, inş sonra değinirim..